|
KAHRAMAN
Yusuf, Ardahanlı, köylü bir
ailenin en küçük oğluydu. Savaş başladığında liseye daha yeni başlamıştı.
Okulunda çalışkan bir öğrenci olarak tanınırdı. Okulun dışında ailesine
yardımcı olmak için haftada dört gün kurulan ildeki meydan pazarında işlediği
boncukları satardı. İşinde ustaydı, marifeti tüm Ardahan?a yayılmıştı. Fakat
yine de fazla kazanamıyordu, çünkü bir haftada en fazla yirmi tane boncuk
işleyebiliyordu. Zaten hepsini satsa, sadece kendi okul harçlığını, kitap
masraflarını çıkarabiliyordu.
Yine bir pazar akşamı, işlediği
tüm boncuklarını satmış olmanın mutluluğu ile evine dönüyordu,
ve alacağı matematik kitabının hayaliyle de yüreği havalanıyordu.
Köy meydanına vardığında atlı
askerleri gördü. Köyün tüm erkeklerini toplamışlar, bir şeyler
anlatıyorlardı. Tam ortalarına bir masa kurmuşlar, üzerine bir harita yerleştirmişlerdi.
Askerler anlatıyor, köylüler de sadece izliyordu.
?Bu bölgeyi koruma görevi sizin
köyün ve yamaçtaki Gölköy?ün erkeklerine düşüyor. Bu bölge, savaşın kazanılması
konusunda önemli bir yer, çünkü dağı aşan düşman kuvvetlerinin geçeceği ilk
yer Gölköy sonra ise burası, Küçükdere köyü
olacaktır. O yüzden sizlerin sorumluluğu çok fazla,
ve vatan savunmasında sizler birer kahraman olacaksınız.?
Yusuf, kalabalığa yaklaştığında,
biraz önce köylülere hitap eden komutan, muhtar Cemal?e şu gelenin kim olduğunu
sordu. Kumandan, gelenin, boncukçu Yusuf olduğunu öğrendi.
?Gel bakalım delikanlı, yarın
tüm köyün erkekleri, ve sen de dahil, yamaçtaki
köylülerle birlikte vatan savunması için silahlandırılacaksınız. Silah
kullandın mı hiç??
?Hayır
komutanım, hiç kullanmadım, ben boncuk işler satarım. Bir de kalemim
kuvvetlidir, o kadar. Hem silahları da sevmem, babam silahını temizlerken
öldü. Ve bana nasihat etti, silah kullanmamayı ve büyüyünce eli kalem tutan,
tahsilli bir insan olmayı. Ben de onun vasiyetini yerine getirmek için, işlediğim
boncukları satıyorum, yoksa nasıl alırım kitabımı. Ben gelemem, eve gidip
boncuk işlemeliyim, hem daha kalemim de bitmedi!?
Komutan kahkahayı basar.
?Ne kalemi be vatan elden
gidiyor. İşlediğin boncuklar ve kalemin düşmanı kovabilir mi??
Yusuf, komutanın gür sesinden
korktu ve yüzünü toprağa çevirdi, sustu.
Daha sonra komutan;
?Yarın herkes gün ağardığında
köy meydanında toplanacak. Gelmeyen ya da kaçan olursa cezalandırılacaktır.?
Komutan ve askerleri, atlarını
tırısa kaldırdılar ve toz duman içinde gözden uzaklaştılar.
İvan arkadaşlarını çağırmaya
gelmişti, sadece on beş dakika kalmıştı dans yarışmasına. Heyecanından
duramıyordu, çünkü Marta da yarışma alanında olacaktı. Arkadaşlarına birkaç
kez daha seslendi, görünürde kimse yoktu, ve
yarışmaya geç kalabilme korkusuyla, onları beklemeden köy meydanına doğru
yöneldi.
İvan, köyünde çok sevilen bir
gençti. Çalışkan, kuvvetli, sözüne güvenilir biriydi, üstelik çok güzel de
dans ederdi. Bu seneki yarışmalarda herkes onu favori gösteriyor, onu
destekliyordu.
İvan köy meydanına vardığında, okunan
duyuruyu işitti ve daha da iyi duyabilmek için kalabalığı yararak ön
taraflara doğru ilerledi.
?Bir saat önce savaş ilan
edildi, akşamüstü, on yaşından büyük tüm erkekler orduya katılmak için köy
meydanında toplanacak. Gelmeyenler veya kaçanlar çarlık ordusu tarafından
kurşuna dizilecektir. Duyurulur.?
Duyurunun ardından dans
yarışması iptal edildi, ve tüm erkekler
sevdikleriyle vedalaşmak için evlerinin yolunu tuttular. Duyurudan önceki
neşeli hava kaybolmuş, sanki kara bulutlar köyün üstüne çökmüştü.
İvan da hazırlanmıştı, nasıl
hazırlanmasın, hem köyün en güçlü delikanlılarından biriydi hem de babası
çarlık ordusunda askerdi. Yokluğu hemen fark edilirdi. Köy meydanına
vardığında askerler gelmiş, silah dağıtıyordu. Ona da bir tane verdiler.
Biliyordu bu silahı, babasına, komutanının hediye ettiği silahın aynısıydı,
evde başköşede asılı duruyordu.
Silah dağıtımından sonra dağa
doğru, ilk hedefe yöneldiler. Düşman kuvvetleri ile aralarında sadece şu Kocadağ vardı.
Gün ağardığında köy meydanındaki
kalabalık artıyordu, herkes eşi ve çocuklarıyla gelmişti. Tılsımlı bir örtü
örtülmüş gibiydi köyün üstüne. Kimse konuşmuyordu, bir terslik vardı. Bir
fısıltı bile çıksa Kocadağ?da yankılanıp devleşiyor
ve köyü yutuyordu.
Gölköy?e doğru yola çıktılar.
Önde atlı ordu askerleri, arkada Küçükdere?liler.
Köyün üzerindeki tılsımlı hava bir anda kayboldu, fakat bu sefer Kocadağ?dan çocukların ağlamaları ve kadınların kaygılı
ahlamaları yankılanıyordu. Kocadağ?ı ilk kez böyle
görmüşlerdi, bir çıt çıksa hemen kızıyor, gürleyip bağırıyordu.
Gölköy?e vardıklarında, sıra sıra dizilmiş köylüleri gördüler ve onlara katılıp
yollarına devam ettiler. Tren katarına benziyorlardı, sanki Kocadağ?a meydan okuyorlar, onu yok etmeye gidiyorlardı.
İki düşman ordu askerleri, Kocadağ?ın kuzey yamacında karşılaştılar. İki taraf da
diğerinin ateş etmesini bekliyordu. Ve bir patlama?
Mermiler, yıllardır beklemişti
bu anı, hep kapalı kalmaktan sıkılmışlardı. Tam zamanıydı özgür olmanın. Bu
özgürlüğü iyi kullanmalılardı ve kendilerini yıllardır hapseden insanları
cezalandırmalılardı. Kinlerini kustular.
İki saat sonra iki ordunun da
düzeni bozulmuş ve herkes bir yerlere kaçışmış, saklanmıştı.
Yusuf, kendine kuytu bir yer
bulmuştu ve korkudan öyle titriyordu ki Kocadağ
bile onu saklamakta aciz kalıyordu. Az ilerideki çalılıklardan gelen sesle
titremesi arttı. Kısa bir süre ne yapacağını bilmez bir şeklide kıpırdamadan,
hatta nefes almadan sesin geldiği yeri izledi. Birisinin olduğunu gördü,
fakat düşman askerlerinden birisi mi yoksa kendi köylülerinden birisi miydi
bunu ayırt edemiyordu. Silahını doğrulttu ve sesin geldiği yere doğru
ilerledi:
?Hemen çık dışarıya, silahını da
bırak, yoksa vururum?
İvan, saklandığı çalıların arasından
çıktı. Kendisin yakalayan adamı iyice süzdü. Adam bile değildi daha, kendisi
gibiydi, ama epey çelimsiz ve sıskaydı. Nasıl olur da kendisini yakalayabilir
diye düşündü. Ama savaştı bu, dans değil.
İvan?ın güçlü fiziğini görünce şaşırdı
Yusuf. Üstelik ne kadar da yakışıklı bir çocuk diye düşündü. Ve sonra ne
yapması gerektiğine karar vermek için biraz bekledi.
Ne yapacağını bilmiyordu Yusuf.
Vurmalı mıydı İvan?ı? Nasıl vurabilirdi ki? Hem
neden vuracaktı? Ne yapmıştı kendisine, ya da bir sevdiğine? Nereden
karşısına çıktı bu çocuk? Allah kahretsin. Neden ona düşman oldu? Yusuf
kafasından geçen bu sorulara cevap bulamamıştı ve çaresizliğin pençesinde can
verir gibi canını aldı İvan?ın. Evet, yapması
gereken buydu, düşünmeden, sorgulamadan tetiğe basmaktı.
İvan, yere yığıldıktan sonra tüm
yaşamı gözünün önüne geldi. Artık köy meydanında dans edemeyecekti. Genç
kızların kendisine hayranlıkla bakmasını ya da Marta?nın
boynuna sarılmasını yaşayamayacaktı. Ve canını verdi İvan,
savaşla dans ederek.
Silahın ateşlenmesiyle birlikte
Yusuf?un da yaşamı son bulmuştu sanki. Karşısındaki, o hayranlık uyandıran
çocuk bir anda toprak oluvermişti. Ve kalem tutan elleri silahla kirlenmişti,
üstelik babasına verdiği sözü de tutamadı. artık bu
ellerle boncuk da işleyemezdi. Eller hünerini kaybetmiş, sihir bozulmuştu. Boncuklara
şekil veren o ellere, bu sefer silahlar şekil vermişti.
Ve ?Boncukçu Yusuf?, köyünde ?Kahraman Yusuf? oldu?
BARIŞ DEMİR
|