Atatürk’ün en yakın koruması Ardahanlı Celal Tunus
Kimliksizler Kisiliksizler…
Ümit KILIÇ'ın bıraktığı boşluk...
Dernekciliğin Cılkını Cıkardık
 
ZİYARETÇİ DEFTERİ
Ziyaretci Yorumları
E-posta Adresi :
Şifre :
  
 Şifremi Unuttum 
Çanakkale Savaşından Ardahanlıların Alacağı Çok Ders Var!.
Ardahan İli tanıtım envanteri
Bir tür kişilik üzerine
Vatana dönüş yolunda Ahıskalıların mücadelesi
Açık Kapı Cami Günü
Başkan İstifa!
kahraman
Dernekler
Kapitalizm ve Yoksulluk
TÜRKİYE'DEN HABERLER
Ardahan'ın gerçekleri
Tuncer DAĞ
04.03.2007
Yılan kıvrıla kıvrıla yaklaşırken, Yusuf derin uykusundaydı

 

 

 

KAHRAMAN

 

 

 

Yusuf, Ardahanlı, köylü bir ailenin en küçük oğluydu. Savaş başladığında liseye daha yeni başlamıştı. Okulunda çalışkan bir öğrenci olarak tanınırdı. Okulun dışında ailesine yardımcı olmak için haftada dört gün kurulan ildeki meydan pazarında işlediği boncukları satardı. İşinde ustaydı, marifeti tüm Ardahan?a yayılmıştı. Fakat yine de fazla kazanamıyordu, çünkü bir haftada en fazla yirmi tane boncuk işleyebiliyordu. Zaten hepsini satsa, sadece kendi okul harçlığını, kitap masraflarını çıkarabiliyordu.

 

Yine bir pazar akşamı, işlediği tüm boncuklarını satmış olmanın mutluluğu ile evine dönüyordu, ve alacağı matematik kitabının hayaliyle de yüreği havalanıyordu.

 

Köy meydanına vardığında atlı askerleri gördü. Köyün tüm erkeklerini toplamışlar, bir şeyler anlatıyorlardı. Tam ortalarına bir masa kurmuşlar, üzerine bir harita yerleştirmişlerdi. Askerler anlatıyor, köylüler de sadece izliyordu.

 

?Bu bölgeyi koruma görevi sizin köyün ve yamaçtaki Gölköy?ün erkeklerine düşüyor. Bu bölge, savaşın kazanılması konusunda önemli bir yer, çünkü dağı aşan düşman kuvvetlerinin geçeceği ilk yer Gölköy sonra ise burası, Küçükdere köyü olacaktır. O yüzden sizlerin sorumluluğu çok fazla, ve vatan savunmasında sizler birer kahraman olacaksınız.?

 

Yusuf, kalabalığa yaklaştığında, biraz önce köylülere hitap eden komutan, muhtar Cemal?e şu gelenin kim olduğunu sordu. Kumandan, gelenin, boncukçu Yusuf olduğunu öğrendi.

 

?Gel bakalım delikanlı, yarın tüm köyün erkekleri, ve sen de dahil, yamaçtaki köylülerle birlikte vatan savunması için silahlandırılacaksınız. Silah kullandın mı hiç??

 

?Hayır komutanım, hiç kullanmadım, ben boncuk işler satarım. Bir de kalemim kuvvetlidir, o kadar. Hem silahları da sevmem, babam silahını temizlerken öldü. Ve bana nasihat etti, silah kullanmamayı ve büyüyünce eli kalem tutan, tahsilli bir insan olmayı. Ben de onun vasiyetini yerine getirmek için, işlediğim boncukları satıyorum, yoksa nasıl alırım kitabımı. Ben gelemem, eve gidip boncuk işlemeliyim, hem daha kalemim de bitmedi!?

 

Komutan kahkahayı basar.

 

?Ne kalemi be vatan elden gidiyor. İşlediğin boncuklar ve kalemin düşmanı kovabilir mi??

 

Yusuf, komutanın gür sesinden korktu ve yüzünü toprağa çevirdi, sustu.

 

Daha sonra komutan;

 

?Yarın herkes gün ağardığında köy meydanında toplanacak. Gelmeyen ya da kaçan olursa cezalandırılacaktır.?

 

Komutan ve askerleri, atlarını tırısa kaldırdılar ve toz duman içinde gözden uzaklaştılar.

 

        

 

İvan arkadaşlarını çağırmaya gelmişti, sadece on beş dakika kalmıştı dans yarışmasına. Heyecanından duramıyordu, çünkü Marta da yarışma alanında olacaktı. Arkadaşlarına birkaç kez daha seslendi, görünürde kimse yoktu, ve yarışmaya geç kalabilme korkusuyla, onları beklemeden köy meydanına doğru yöneldi.

 

İvan, köyünde çok sevilen bir gençti. Çalışkan, kuvvetli, sözüne güvenilir biriydi, üstelik çok güzel de dans ederdi. Bu seneki yarışmalarda herkes onu favori gösteriyor, onu destekliyordu.

 

İvan köy meydanına vardığında, okunan duyuruyu işitti ve daha da iyi duyabilmek için kalabalığı yararak ön taraflara doğru ilerledi.

 

?Bir saat önce savaş ilan edildi, akşamüstü, on yaşından büyük tüm erkekler orduya katılmak için köy meydanında toplanacak. Gelmeyenler veya kaçanlar çarlık ordusu tarafından kurşuna dizilecektir. Duyurulur.?

 

Duyurunun ardından dans yarışması iptal edildi, ve tüm erkekler sevdikleriyle vedalaşmak için evlerinin yolunu tuttular. Duyurudan önceki neşeli hava kaybolmuş, sanki kara bulutlar köyün üstüne çökmüştü.

 

İvan da hazırlanmıştı, nasıl hazırlanmasın, hem köyün en güçlü delikanlılarından biriydi hem de babası çarlık ordusunda askerdi. Yokluğu hemen fark edilirdi. Köy meydanına vardığında askerler gelmiş, silah dağıtıyordu. Ona da bir tane verdiler. Biliyordu bu silahı, babasına, komutanının hediye ettiği silahın aynısıydı, evde başköşede asılı duruyordu.

 

Silah dağıtımından sonra dağa doğru, ilk hedefe yöneldiler. Düşman kuvvetleri ile aralarında sadece şu Kocadağ vardı.   

 

 

 

 

Gün ağardığında köy meydanındaki kalabalık artıyordu, herkes eşi ve çocuklarıyla gelmişti. Tılsımlı bir örtü örtülmüş gibiydi köyün üstüne. Kimse konuşmuyordu, bir terslik vardı. Bir fısıltı bile çıksa Kocadağ?da yankılanıp devleşiyor ve köyü yutuyordu.

 

Gölköy?e doğru yola çıktılar. Önde atlı ordu askerleri, arkada Küçükdere?liler. Köyün üzerindeki tılsımlı hava bir anda kayboldu, fakat bu sefer Kocadağ?dan çocukların ağlamaları ve kadınların kaygılı ahlamaları yankılanıyordu. Kocadağ?ı ilk kez böyle görmüşlerdi, bir çıt çıksa hemen kızıyor, gürleyip bağırıyordu.

 

Gölköy?e vardıklarında, sıra sıra dizilmiş köylüleri gördüler ve onlara katılıp yollarına devam ettiler. Tren katarına benziyorlardı, sanki Kocadağ?a meydan okuyorlar, onu yok etmeye gidiyorlardı.

 

 

 

 

İki düşman ordu askerleri, Kocadağ?ın kuzey yamacında karşılaştılar. İki taraf da diğerinin ateş etmesini bekliyordu. Ve bir patlama?

 

Mermiler, yıllardır beklemişti bu anı, hep kapalı kalmaktan sıkılmışlardı. Tam zamanıydı özgür olmanın. Bu özgürlüğü iyi kullanmalılardı ve kendilerini yıllardır hapseden insanları cezalandırmalılardı. Kinlerini kustular.

 

İki saat sonra iki ordunun da düzeni bozulmuş ve herkes bir yerlere kaçışmış, saklanmıştı.

 

Yusuf, kendine kuytu bir yer bulmuştu ve korkudan öyle titriyordu ki Kocadağ bile onu saklamakta aciz kalıyordu. Az ilerideki çalılıklardan gelen sesle titremesi arttı. Kısa bir süre ne yapacağını bilmez bir şeklide kıpırdamadan, hatta nefes almadan sesin geldiği yeri izledi. Birisinin olduğunu gördü, fakat düşman askerlerinden birisi mi yoksa kendi köylülerinden birisi miydi bunu ayırt edemiyordu. Silahını doğrulttu ve sesin geldiği yere doğru ilerledi:

 

?Hemen çık dışarıya, silahını da bırak, yoksa vururum?

 

İvan, saklandığı çalıların arasından çıktı. Kendisin yakalayan adamı iyice süzdü. Adam bile değildi daha, kendisi gibiydi, ama epey çelimsiz ve sıskaydı. Nasıl olur da kendisini yakalayabilir diye düşündü. Ama savaştı bu, dans değil.

 

İvan?ın güçlü fiziğini görünce şaşırdı Yusuf. Üstelik ne kadar da yakışıklı bir çocuk diye düşündü. Ve sonra ne yapması gerektiğine karar vermek için biraz bekledi.

 

Ne yapacağını bilmiyordu Yusuf. Vurmalı mıydı İvan?ı? Nasıl vurabilirdi ki? Hem neden vuracaktı? Ne yapmıştı kendisine, ya da bir sevdiğine? Nereden karşısına çıktı bu çocuk? Allah kahretsin. Neden ona düşman oldu? Yusuf kafasından geçen bu sorulara cevap bulamamıştı ve çaresizliğin pençesinde can verir gibi canını aldı İvan?ın. Evet, yapması gereken buydu, düşünmeden, sorgulamadan tetiğe basmaktı.

 

İvan, yere yığıldıktan sonra tüm yaşamı gözünün önüne geldi. Artık köy meydanında dans edemeyecekti. Genç kızların kendisine hayranlıkla bakmasını ya da Marta?nın boynuna sarılmasını yaşayamayacaktı. Ve canını verdi İvan, savaşla dans ederek.

 

Silahın ateşlenmesiyle birlikte Yusuf?un da yaşamı son bulmuştu sanki. Karşısındaki, o hayranlık uyandıran çocuk bir anda toprak oluvermişti. Ve kalem tutan elleri silahla kirlenmişti, üstelik babasına verdiği sözü de tutamadı. artık bu ellerle boncuk da işleyemezdi. Eller hünerini kaybetmiş, sihir bozulmuştu. Boncuklara şekil veren o ellere, bu sefer silahlar şekil vermişti.

 

Ve ?Boncukçu Yusuf?,  köyünde ?Kahraman Yusuf? oldu?

 

 

 

 

 

BARIŞ DEMİR

 

 

  Arkadaşıma gönder Yorum Ekle Yazıcıya Uyumlu Göster  


    AYNI KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Vatan Sevgisi
Aile ve İktidar
Yaşamın anlamı
Toplum ve maaş sistemi
Sınırlar
Rakkamların diliyle Ardahan
Kültür ve cinsel "tercih"
Avrupa ve Afrika
kahraman
kahraman
16. TÜRMOB Olağan Genel Kurulda yapılan konuşma
Seçim sistemi reformu (devam)
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 146 Yaşında
Korku üretenler kaybetti
Kafkas Üniversitesinde açılış
Prostat Kanseri Tedavisinde: BRAKİTERAPİ
Atatürk’ü doğru anlamak
Göle Lisesi’nden New York Universitesi’ne
Ağam nerden aşar bu Tiflis’in yolu?
İnsan Haklarının Tarihsel Gelişimi
İstanbul'un En İyi İkinci Projesini Ardahanlılar Hazırladı
İstanbul'da Sivil Toplum Kuruluşlarının katıldığı İstanbul'un
06.03.2007
 
Göleliler olmayan hesabı birbirinden sor
AKP sözünü tutmadı
Adalet Bunun neresinde